Çocuk Oyuncağını Paylaşmak İstemiyor: Ne Yapmalı?

Anaokulunda en sık karşılaşılan durumlardan biri şudur:

Bir çocuk elindeki oyuncağı sıkıca tutar.

Başka bir çocuk yaklaşır.

“Ben de oynayabilir miyim?” diye sorar.

İlk çocuk oyuncağı arkasına saklar.

“Hayır.”

Öğretmen durumu görür.

Aile akşam bunu duyar.

Ve çoğu zaman aynı cümle kurulur:

“Paylaşmayı bilmiyor.”

Oysa mesele çoğu zaman paylaşmayı bilmemek değildir.

Çocuk oyuncağını paylaşmak istemiyorsa bu her zaman bencil olduğu anlamına gelmez.

Çünkü paylaşabilmek, önce “bu benim” diyebilmeyi gerektirir.

Bir çocuğun önce kendisine ait olanı hissedebilmesi, sonra onu başkasıyla paylaşabilmesi gelişimsel bir süreçtir.

Bu nedenle paylaşma, öğretilebilecek bir kuraldan çok olgunlaşan bir beceridir.


Paylaşmak Doğuştan Gelen Bir Davranış Değildir

Yetişkinler paylaşmayı sosyal yaşamın temel kurallarından biri olarak görür.

Bu yüzden çocuk oyuncağını vermediğinde bunu yanlış davranış gibi yorumlayabilir.

Fakat okul öncesi dönemde çocuk için en önemli gelişim alanlarından biri benlik duygusudur.

Çocuk önce şunları öğrenir:

Bu benim.

Bu bana ait.

Ben seçebilirim.

Ben koruyabilirim.

Ben istemeyebilirim.

Bu deneyim oluşmadan gerçek anlamda paylaşmak mümkün değildir.

Çünkü paylaşmak sahip olmaktan sonra gelir.

Sahiplik gelişmeden paylaşma yalnızca zorunlu bir davranış olur.


“Bu Benim” Diyebilmek Neden Önemlidir?

Yetişkin kulağına sert gelebilir.

“Benim!”

“Vermiyorum.”

“Dokunma.”

“Asla.”

Ama çocuk için bu cümleler çoğu zaman saldırganlık değil, benlik inşasının parçalarıdır.

Çocuk dünyada ilk kez kendisine ait olanı ayırt etmeye başlar.

Benim oyuncağım.

Benim resmim.

Benim çantam.

Benim yerim.

Benim annem.

Benim öğretmenim.

Bu “benim” duygusu sağlıklı biçimde geliştiğinde çocuk daha sonra şunu da öğrenebilir:

“İstersem paylaşabilirim.”

Yani paylaşma, “benim” duygusunun üzerine kurulur.


Paylaşmaya Zorlamak Neden İşe Yaramaz?

Pek çok yetişkin şöyle der:

“Hadi paylaş.”

“Ayıp oluyor.”

“Arkadaşın üzülüyor.”

“İyi çocuklar paylaşır.”

Bu cümleler kısa vadede oyuncağın el değiştirmesini sağlayabilir.

Ama paylaşmayı öğretmez.

Çocuk yalnızca yetişkin baskısını öğrenir.

İçinden paylaşmak istemediği hâlde oyuncağı verir.

Sonra öfkelenebilir.

Ağlayabilir.

Oyunu tamamen bırakabilir.

Çünkü oyuncağı vermiştir ama kontrol duygusunu kaybetmiştir.

Gerçek paylaşma ise gönüllülük içerir.


Bazı Oyuncaklar Neden Daha Zor Paylaşılır?

Her oyuncak aynı değildir.

Bir oyuncak yalnızca plastik bir nesne olabilir.

Ama bazı oyuncaklar çocuk için anlam taşır.

Uyurken yanında duran peluş.

Dededen kalan küçük araba.

Doğum gününde alınan bebek.

Her gün okula getirmek istediği oyuncak.

Bu nesneler yalnızca oyuncak değildir.

Güven hissi de taşırlar.

Bu nedenle çocuk onları paylaşmak istemediğinde önce nesnenin anlamını düşünmek gerekir.


Evden Getirilen Oyuncaklar Neden Daha Hassastır?

Anaokullarında zaman zaman çocuklar evden oyuncak getirir.

Tam da bu oyuncaklar en çok çatışmanın yaşandığı oyuncaklar olur.

Çünkü çocuk için okul oyuncağı ile ev oyuncağı aynı değildir.

Okuldaki oyuncak ortaktır.

Evden gelen oyuncak ise çocuğun kimliğinin bir parçası olabilir.

Bu nedenle öğretmenlerin evden oyuncak getirilen günlerde paylaşma baskısını artırmak yerine beklentiyi önceden konuşmaları önemlidir.


Paylaşmak ile Sıra Beklemek Aynı Şey Değildir

Çocuklar çoğu zaman paylaşmıyor gibi görünür.

Oysa aslında paylaşmıyordur değil;

henüz bırakmaya hazır değildir.

Örneğin çocuk şöyle diyebilir:

“Bitince vereceğim.”

Bu paylaşmamanın değil, sıra kavramının başlangıcıdır.

Çocuk oyuncağı sonsuza kadar elinde tutmak istemiyorsa, yalnızca oyununu tamamlamak istiyorsa bu gelişimsel olarak oldukça değerlidir.

Paylaşmanın ilk adımlarından biri de budur.


Öğretmen Çatışmayı Nasıl Yönetebilir?

Nova’da amaç oyuncağı zorla el değiştirtmek değildir.

Amaç ilişkiyi korumaktır.

Örneğin öğretmen şöyle diyebilir:

“Şu an onunla oynuyor.”

“Bitirdiğinde sana haber vereceğiz.”

“İstersen birlikte bekleyelim.”

“Başka bir oyuncak seçmek ister misin?”

Burada çocuk hem görülür hem de sınırları korunur.

Diğer çocuk da beklemenin mümkün olduğunu öğrenir.


Paylaşmayan Çocuk Bencil midir?

Hayır.

Bencillik bir kişilik özelliğidir.

Paylaşmamak ise çoğu zaman gelişimsel bir davranıştır.

Özellikle 2-4 yaş arasında çocukların “benim” demesi son derece doğaldır.

Bu yaşlarda paylaşma davranışının yavaş yavaş gelişmesi beklenir.

Çocuğu “bencil” diye etiketlemek onun davranışını açıklamaz.

Aksine benlik algısını olumsuz etkileyebilir.


Paylaşmayı Öğrenmek Nasıl Başlar?

Paylaşmayı öğretmenin en güçlü yolu model olmaktır.

Yetişkin kendi davranışıyla gösterir.

“Bunu birlikte kullanabiliriz.”

“İşin bitince bana verir misin?”

“Ben de senden isteyebilirim.”

Çocuk paylaşmanın zorunluluk değil, ilişki kurma biçimi olduğunu deneyimler.


Çocuk Paylaşınca Sürekli Övülmeli mi?

“Böyle aferin.”

“İşte uslu çocuk.”

“Bak ne kadar güzel paylaştın.”

Sürekli ödüllendirme de paylaşmayı dış motivasyona bağlayabilir.

Bunun yerine davranışı tarif etmek daha sağlıklıdır.

“Oyunun bitince arkadaşına verdin.”

“Onun da oynamasına alan açtın.”

Bu tür geri bildirimler çocuğun davranışıyla bağ kurmasına yardımcı olur.


Kardeşler Arasında Paylaşma Daha mı Zordur?

Çoğu zaman evet.

Çünkü kardeş ilişkisi yalnızca oyuncak paylaşımı değildir.

Anne-babayı paylaşmak,

odasını paylaşmak,

ilgiyi paylaşmak,

zamanı paylaşmak,

hatta bazen kimliğini paylaşmak anlamına gelir.

Bu nedenle oyuncak çatışmaları çoğu zaman oyuncağın kendisinden daha büyük duygular taşır.


“Paylaşmak Zorundasın” Demek Yerine Ne Söylenebilir?

Şöyle cümleler daha işlevseldir:

“Şu an onunla oynamak istiyorsun.”

“Bitirdiğinde arkadaşın da oynayabilir.”

“İstersen birlikte karar verebilirsiniz.”

“Bu senin özel oyuncağın.”

“Hangilerini paylaşmak istediğine sen karar verebilirsin.”

Bu yaklaşım hem sınırı hem ilişkiyi korur.


Paylaşma Becerisi Okulda Nasıl Gelişir?

Paylaşma yalnızca oyuncak vermek değildir.

Çocuk zamanla şunları öğrenir:

Bir fikri paylaşmak.

Bir oyunu paylaşmak.

Bir alanı paylaşmak.

Bir sırayı paylaşmak.

Bir öğretmeni paylaşmak.

Bir arkadaşlığı paylaşmak.

Bu yüzden paylaşma becerisi bütün okul yaşamına yayılmıştır.


Nova Anaokulu’nda Paylaşmaya Nasıl Yaklaşılır?

Nova’da paylaşma zorunlu bir davranış olarak görülmez.

Çocuk önce sahip olduğu şeyi hissedebilir.

Koruyabilir.

Hayır diyebilir.

Bekleyebilir.

Sonra paylaşmayı deneyebilir.

Öğretmen burada hakem değil, ilişki düzenleyicisidir.

Amaç bir oyuncağın el değiştirmesi değildir.

İki çocuğun ilişkisinin korunmasıdır.

Çünkü paylaşma, ancak güvenli bir ilişki içinde anlam kazanır.

Bir çocuk paylaşmayı gerçekten öğrendiğinde yalnızca oyuncağını vermez.

Karşısındaki insan için de yer açmayı öğrenir.

İşte paylaşmanın gelişimsel değeri tam olarak burada başlar.


Sonuç

Çocuk oyuncağını paylaşmak istemiyorsa bu her zaman yanlış bir davranış değildir.

Çoğu zaman büyümenin doğal bir parçasıdır.

Paylaşma;

önce sahip olmayı,

sonra güvenmeyi,

ardından da ilişki kurmayı gerektirir.

Bu yüzden paylaşmayı hızlandırmaya çalışmak yerine, çocuğun bu süreci yaşayabilmesine alan açmak daha değerlidir.

Nova Anaokulu’nda çocukların yalnızca davranışlarına değil, davranışlarının arkasındaki gelişimsel ihtiyaçlara da bakıyoruz.

Çünkü bizim için önemli olan yalnızca paylaşan çocuk değil;

ilişki kurabilen çocuktur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir