Bir çocuk yüksek bir kule yapmaya çalışır. Son parçayı yerleştirdiğinde kule yıkılır.
Bir başkası ayakkabısını tek başına giymek ister ama ayağını doğru yere geçiremez.
Başka bir çocuk resmini zihninde düşündüğü gibi yapamaz, oyunda istediği rolü alamaz veya arkadaşından önce bitirmeyi başaramaz.
Bu anlarda yetişkin çoğu zaman hızla yardım etmek ister.
Kuleyi yeniden kurar, ayakkabıyı giydirir, resmi düzeltir, oyunun kurallarını değiştirir ya da çocuğu hemen rahatlatacak bir cümle söyler:
“Sen zaten çok iyisin.”
“Önemli değil.”
“Aslında başarısız olmadın.”
“Ben senin yerine yapayım.”
Bu tepkiler çocuğu koruma isteğinden doğar. Ancak çocuk her zorlanmadan hızla çıkarıldığında, başarısızlıkla karşılaşma ve onu taşıma fırsatını da kaybedebilir.
Çocuklarda başarısızlıkla baş etme, çocuğun hiçbir zaman üzülmemesi veya her denemede başarılı olması anlamına gelmez. Bir şey istediği gibi olmadığında hayal kırıklığı yaşayabilmesi, bu duygunun içinde bütünüyle dağılmadan kalabilmesi ve zamanla yeniden denemeye yaklaşabilmesidir.
Bu kapasite nasihatle değil, yaşanabilir ölçüdeki küçük başarısızlıkların güvenilir bir yetişkin eşliğinde deneyimlenmesiyle gelişir.
Başarısızlık Çocuk İçin Ne Anlama Gelir?
Yetişkin için küçük görünen bir olay, çocuk için oldukça büyük bir anlam taşıyabilir.
Kulenin yıkılması yalnızca blokların devrilmesi değildir. Çocuk kendi gücünün, planının ve beklentisinin sınırıyla karşılaşır.
Oyunda kaybetmek yalnızca sonucun değişmesi değildir. Çocuk istediği şeyin her zaman gerçekleşmeyeceğini deneyimler.
Bir resmi istediği gibi yapamamak yalnızca teknik bir zorluk değildir. Zihnindeki tasarımla ortaya çıkan ürün arasındaki farkla karşılaşmaktır.
Çocuk bu anlarda şu duyguları yaşayabilir:
- Öfke,
- Üzüntü,
- Utanç,
- Kıskançlık,
- Yetersizlik hissi,
- Vazgeçme isteği,
- Yardım talebi,
- Yeniden deneme arzusu.
Başarısızlıkla baş etme, bu duyguların hiç ortaya çıkmaması değildir. Çocuğun bu duyguları giderek tanıyabilmesi ve onları yalnızca kaçınma, saldırı ya da kendini değersizleştirme yoluyla yönetmek zorunda kalmamasıdır.
Çocuğu Her Başarısızlıktan Korumak Neden Sorun Olabilir?
Yetişkin çocuğun üzülmesini istemez. Onun yetersiz, dışlanmış veya başarısız hissetmesinden kaçınır.
Bu nedenle çocuk zorlanmaya başladığında hemen devreye girebilir:
- Oyuncağı onun yerine tamamlar,
- Oyunda kaybetmemesi için kuralları değiştirir,
- Yarışmada sürekli kazanmasını sağlar,
- Düşmemesi için her adımını kontrol eder,
- Hata yapabileceği görevleri vermekten kaçınır,
- Yaptığı her şeyi çok başarılı ilan eder.
Kısa vadede çocuk hayal kırıklığı yaşamaz. Ancak uzun vadede şu deneyimleri kaçırabilir:
- Bir şeyi hemen yapamamanın olağan olduğunu,
- Denemenin sonuçtan ayrı bir değeri bulunduğunu,
- Hatanın geri dönülemez olmadığını,
- Yardım istemenin mümkün olduğunu,
- Başarısızlık duygusunun geçebildiğini,
- Yeniden denediğinde farklı bir sonuç ortaya çıkabileceğini.
Çocuğu her düş kırıklığından korumak onu daha güçlü yapmaz. Bazen tam tersine, küçük zorlukların bile dayanılmaz görünmesine neden olabilir.
Başarısızlıkla Baş Etmek Doğuştan Gelen Bir Özellik midir?
Çocuklar mizaç açısından birbirinden farklıdır.
Bazı çocuklar denemeyi sever, kolayca yeniden başlar ve hata karşısında kısa sürede toparlanır. Bazıları ise daha temkinlidir. Yanlış yapma ihtimali karşısında geri çekilir, ağlar veya hiç başlamamayı tercih eder.
Bu farklılıklar çocuğun karakterinin değişmez olduğu anlamına gelmez.
Başarısızlıkla baş etme kapasitesi ilişkiler ve deneyimler içinde gelişir.
Çocuk hata yaptığında yetişkin nasıl tepki veriyor? Onu küçümsüyor mu? Hemen müdahale ediyor mu? Başka çocuklarla karşılaştırıyor mu? Yoksa zorlandığını fark edip yanında mı kalıyor?
Çocuk, başarısızlığın anlamını büyük ölçüde yetişkinlerin tepkilerinden öğrenir.
Yetişkin hata karşısında panikliyorsa çocuk da hatayı tehlike gibi yaşayabilir. Yetişkin sakin kalabiliyor ve başarısızlığı öğrenme sürecinin bir parçası olarak taşıyabiliyorsa çocuk da zamanla benzer bir tutum geliştirebilir.
Çocuk Başarısız Olduğunda Hemen Teselli Etmek Doğru mu?
Teselli önemlidir. Ancak teselli, çocuğun duygusunu ortadan kaldırmaya çalışmak değildir.
Çocuk kaybettiğinde hemen:
“Üzülme.”
“Zaten önemli değildi.”
“Sen yine de en iyisisin.”
demek, yaşadığı duygunun görülmediğini hissettirebilir.
Çocuk gerçekten üzgündür. O an için sonuç önemlidir.
Daha destekleyici bir dil kullanılabilir:
“Kaybetmek seni üzdü.”
“Çok uğraştın ve istediğin gibi olmadı.”
“Şu an yeniden denemek istemiyor olabilirsin.”
“Biraz bekleyebiliriz.”
Bu cümleler başarısızlığı büyütmez. Çocuğun yaşadığı deneyimi tanır.
Duygu görülüp taşındığında çocuk zamanla ne yapmak istediğine daha rahat karar verebilir.
“Önemli Değil” Demek Neden Yetersiz Kalabilir?
Yetişkin çocuğu rahatlatmak için “Önemli değil” diyebilir. Ancak çocuk açısından önemli olan bir şeyi önemsiz ilan etmek, onun deneyimini küçültür.
Kule yıkılmış olabilir. Yarışmayı kaybetmiş olabilir. Arkadaşı onun resmini daha çok beğenmiş olabilir. Çocuk için bunların bir anlamı vardır.
“Önemli değil” yerine şu söylenebilir:
“Senin için önemliydi.”
“Bunun böyle olmasını istememiştin.”
“İstediğin sonuca ulaşamamak zor geldi.”
Bu yaklaşım çocuğu başarısızlık içinde yalnız bırakmaz. Aynı zamanda başarısızlığın dünyanın sonu olmadığına ilişkin güveni de korur.
Yetişkin duyguyu büyütmeden, küçültmeden yanında kalabilir.
Yardım Etmek ile Çocuğun Yerine Yapmak Arasındaki Fark
Çocuk zorlandığında yardım istemesi doğaldır. Yardım sunmak bağımsızlığı bozmaz.
Ancak yardımın biçimi önemlidir.
Çocuğun yerine yapmak, sonucu hızla üretir ama öğrenme sürecini çocuktan alabilir.
Örneğin çocuk yapbozu tamamlayamıyorsa yetişkin bütün parçaları yerleştirebilir. Yapboz bitmiş olur; fakat çocuk çözüm geliştirme fırsatını kaybeder.
Daha destekleyici yardım şu biçimlerde olabilir:
- Problemi küçük parçalara ayırmak,
- İlk adımı göstermek,
- Çocuğun dikkatini bir ayrıntıya çekmek,
- İki seçenek sunmak,
- Birlikte denemeyi önermek,
- Yardımın ne kadarını istediğini sormak.
“İstersen köşe parçalarını birlikte bulabiliriz.”
“Bu ayakkabının dilini sen çek, ben topuğunu tutayım.”
“Kulen neden devriliyor olabilir, birlikte bakalım.”
Bu yaklaşımda yetişkin çocuğun yerini almaz; kapasitesini destekleyen bir eşlik sunar.
Çocuğun Zorlandığı Anda Ne Kadar Beklenmeli?
Yetişkin için en güç anlardan biri, çocuğun zorlanmasını izlemektir.
Çocuk parçayı takmaya çalışır, yanlış yere yerleştirir, tekrar dener ve giderek gerilir. Yetişkinin eli kendiliğinden uzanabilir.
Bir süre beklemek önemlidir. Ancak bu, çocuğu uzun süre çaresiz bırakmak anlamına gelmez.
Çocuğun sinyalleri izlenebilir:
- Hâlâ çözüm arıyor mu?
- Başka yollar deniyor mu?
- Yardım için yetişkine bakıyor mu?
- Yoğun biçimde öfkelenip tamamen mi dağılmış durumda?
- Görev gelişim düzeyinin çok üzerinde mi?
- Biraz ipucu aldığında devam edebilir mi?
Çocuk hâlâ deniyorsa hemen müdahale etmeye gerek olmayabilir.
Yardım istediğinde ise “Kendin yap” diyerek bütünüyle yalnız bırakmak da destekleyici değildir.
Amaç çocuğun her şeyi tek başına yapması değil; kendi çabasını hissedebileceği kadar alan, zorlandığında dayanabileceği kadar destek bulmasıdır.
“Yapamıyorum” Diyen Çocuğa Ne Söylenebilir?
“Yapamıyorum” çocukların zorlandığında sık kullandığı bir cümledir.
Yetişkin hemen “Yaparsın” diyebilir. Bu olumlu görünse de çocuk o anda gerçekten yapamadığını hissediyorsa ikna edici olmayabilir.
Daha gerçekçi karşılıklar kullanılabilir:
“Henüz yapamadın.”
“Bu kısmı zor buldun.”
“İstersen bir kez daha deneyebilirsin.”
“Şimdi ara verip sonra dönebiliriz.”
“Ne kadar yardım istediğini söyleyebilirsin.”
“Henüz” sözcüğü, başarısızlığı kalıcı bir kimlik olmaktan çıkarır. Ancak çocuk istemiyorsa sonsuz kez denemeye zorlanmamalıdır.
Bazen ara vermek de öğrenme sürecinin bir parçasıdır.
Çocuk o gün devam etmeyebilir ve daha sonra yeniden dönebilir.
Vazgeçmek Her Zaman Olumsuz mudur?
Hayır.
Çocuğa azim kazandırmak adına her başladığı işi bitirmesi gerektiği düşünülür. Oysa her vazgeçme aynı anlama gelmez.
Çocuk:
- Görevin çok zor olduğunu fark etmiş olabilir,
- İlgisini kaybetmiş olabilir,
- Yorulmuş olabilir,
- Başka bir yol denemek isteyebilir,
- Ara vermeye ihtiyaç duyabilir.
Sağlıklı dayanıklılık, hiçbir zaman vazgeçmemek değildir. Ne zaman devam edeceğini, ne zaman yardım isteyeceğini ve ne zaman ara vereceğini öğrenmektir.
Yetişkin şu soruları kullanabilir:
“Tamamen bırakmak mı istiyorsun, biraz dinlenmek mi?”
“Başka bir yöntem denemek ister misin?”
“Yardım alınca devam etmek ister misin?”
Çocuğun her vazgeçişini başarısızlık olarak görmek, kendi sınırlarını fark etmesini zorlaştırabilir.
Çocuk Kaybetmeye Neden Tahammül Edemez?
Küçük çocuklar oyunlarda kaybettiklerinde yoğun tepki verebilir. Kuralları değiştirmek, oyunu bozmak, kazananı suçlamak veya bir daha oynamayacağını söylemek isteyebilir.
Kaybetmek çocuğu birkaç açıdan zorlar:
- İstediği sonucu kontrol edemez,
- Başkasının başarısıyla karşılaşır,
- Beklentisi gerçekleşmez,
- Kendi yeterliliğini sorgulayabilir,
- Utanç hissedebilir.
Bu nedenle kaybetme deneyimi yalnızca oyun sonucu değildir. Benlik duygusuna temas edebilir.
Çocuğu kaybetmeye alıştırmak için sürekli yenmek gerekmez. Benzer biçimde her oyunda kazanmasına izin vermek de sağlıklı değildir.
Şans, beceri ve iş birliğini farklı biçimlerde içeren oyunlar oynanabilir.
Kaybettiğinde yetişkin sakin kalabilir:
“Kaybettiğin için çok kızdın.”
“Oyunu bozmak istiyorsun.”
“Kızabilirsin ama parçaları fırlatmana izin vermeyeceğim.”
Duygu görülür, sınır korunur ve çocuk hazır olduğunda oyun üzerine konuşulabilir.
Yetişkin Bilerek Çocuğun Kazanmasına İzin Vermeli mi?
Çok küçük çocuklarla oyun oynarken zaman zaman oyunu desteklemek, kuralları sadeleştirmek veya çocuğa gelişim düzeyine uygun avantaj sağlamak mümkündür.
Ancak yetişkin her seferinde bilerek kaybederse çocuk gerçek oyun deneyimi yaşamaz.
Sürekli kazanan çocuk, ilk gerçek kayıpta daha yoğun biçimde zorlanabilir.
Daha sağlıklı olan:
- Bazen çocuğun,
- Bazen yetişkinin,
- Bazen şansın,
- Bazen iş birliğinin
sonucu belirlediği oyunlar sunmaktır.
Yetişkin kendi kaybını da modelleyebilir:
“Bu kez ben kaybettim. Biraz hayal kırıklığı yaşadım ama yeniden oynayabilirim.”
Çocuk, yetişkinin kaybı taşıyabildiğini gördüğünde başarısızlığın katlanılabilir olduğunu öğrenir.
Hata Yapan Çocuk Neden Çok Utanabilir?
Bazı çocuklar hata yaptığında yalnızca üzülmez; yoğun biçimde utanır.
Resmini saklayabilir, yaptığı işi yırtabilir, ortamdan uzaklaşabilir veya “Ben beceriksizim” diyebilir.
Bu tepkinin oluşmasında çocuğun mizacı kadar çevresindeki hata kültürü de önemlidir.
Çocuk hata yaptığında:
- Gülünüyor mu?
- Başkalarının yanında düzeltiliyor mu?
- “Kaç kere söyledim” deniyor mu?
- Kardeşi veya arkadaşıyla karşılaştırılıyor mu?
- Başarısı aşırı övüldüğü için hata benliği için tehdit mi oluşturuyor?
Hata, davranıştan kimliğe taşındığında çocuk kendisini “yanlış” hissedebilir.
“Yanlış yaptın” ile “Sen dikkatsizsin” aynı şey değildir.
Yetişkin hatayı somut tutmalıdır:
“Bu parça buraya uymadı.”
“Su döküldü.”
“Bu hesap istediğin sonucu vermedi.”
Çocuk hatadır değil; hata yapan ve yeniden deneyebilen bir bireydir.
Mükemmeliyetçilik Çocuklukta Nasıl Görülür?
Mükemmeliyetçilik yalnızca her işi çok düzenli yapmak değildir.
Bazı çocuklar:
- Yanlış yapmaktan korktuğu için başlamaz,
- Resmi istediği gibi olmayınca yırtar,
- Yardım almadan hiçbir şeye girişmez,
- Kolay görevleri seçer,
- Başkalarının yaptıklarıyla kendisini sürekli karşılaştırır,
- Küçük bir hata karşısında bütün çalışmayı değersiz görür,
- Sürekli “Güzel mi?” diye sorar,
- Kaybetme ihtimali olan oyunlardan kaçar.
Bu çocuk dışarıdan başarılı ve dikkatli görünebilir. Ancak başarı, yoğun kaygı ve hata korkusu üzerine kurulmuş olabilir.
Mükemmeliyetçiliği azaltmak için çocuğa “Mükemmel olmak zorunda değilsin” demek tek başına yeterli değildir. Yetişkinlerin hata karşısındaki davranışları değişmelidir.
Çocuğun sonucu kadar denemesi, keşfi ve yöntemi de fark edilmelidir.
Çocuk neden sürekli “bana bak” der? yazısında ele aldığımız gibi, çocuğun deneyimini görmek ile sürekli değerlendirmek aynı şey değildir. Sürekli değerlendiren bakış, çocuğun hata karşısındaki kaygısını artırabilir.
Sürekli Övgü Başarısızlıkla Baş Etmeyi Zorlaştırabilir mi?
Evet.
“Sen çok zekisin.”
“Sen her şeyi başarırsın.”
“Sen sınıfın en iyisisin.”
gibi yoğun ve kimliğe dönük övgüler çocuk için ağır bir beklenti oluşturabilir.
Çocuk başarısız olduğunda yalnızca bir görevde zorlandığını değil, kendisine verilen kimliği kaybettiğini hissedebilir.
“Ben zekiysem neden yapamadım?”
“En iyi değilsem değerim azalır mı?”
“Hata yaparsam beni yine beğenirler mi?”
Süreç odaklı ve gözleme dayalı dil daha destekleyicidir:
“Farklı yollar denedin.”
“İlkinde olmadı, tekrar baktın.”
“Yardım istemeyi seçtin.”
“Bir süre ara verip yeniden döndün.”
Bu ifadeler çocuğu başarıya mahkûm etmez. Kendi sürecini fark etmesine yardımcı olur.
Çocuğu Başkalarıyla Karşılaştırmak Neden Zararlıdır?
“Arkadaşın yaptı, sen neden yapamadın?”
“Kardeşin senin yaşındayken bunu biliyordu.”
“Herkes bitirdi, bir sen kaldın.”
Bu cümleler çocuğu harekete geçirebilir gibi görünse de çoğu zaman utanç ve değersizlik yaratır.
Çocuk görevin kendisine değil, başkaları karşısındaki konumuna odaklanır.
Başarısızlık bir öğrenme deneyimi olmaktan çıkar, sosyal bir aşağılanmaya dönüşür.
Çocuğun bugünkü becerisi kendi önceki deneyimiyle karşılaştırılabilir:
“Geçen sefer iki parçayı birleştirmiştin, bugün dört parçaya ulaştın.”
“Önce hiç denemek istemiyordun, şimdi başladın.”
Bu dil rekabeti değil gelişimi görünür kılar.
Problem Çözme Başarısızlık Olmadan Gelişebilir mi?
Problem çözme, yalnızca doğru cevabı bulmak değildir. Bir çözüm işe yaramadığında başka bir yol aramaktır.
Bu nedenle başarısızlık, problem çözmenin doğal parçasıdır.
Kule devrildiğinde çocuk tabanı genişletmeyi düşünebilir. Yapboz parçası uymadığında yönünü çevirebilir. Arkadaşı oyuna katılmadığında başka bir yaklaşım geliştirebilir.
Yetişkin hemen çözümü verdiğinde çocuk sonuca ulaşır ama düşünme sürecini yaşayamaz.
Sorularla eşlik edilebilir:
“Sence kule neden devrildi?”
“Başka hangi parçayı deneyebilirsin?”
“Bu yol işe yaramadıysa ne değişebilir?”
“Arkadaşın bu öneriyi istemedi. Başka nasıl sorabilirsin?”
Çocuklarda problem çözme becerisi, başarısızlığı sona erdirilecek bir tehdit değil, yeni bilgi veren bir deneyim olarak görebildiğinde güçlenir.
Başarısızlık Özgüveni Zedeler mi?
Her başarısızlık özgüveni zedelemez.
Tam tersine çocuk, zorlandığı hâlde bir yol bulduğunda veya başarısızlıktan sonra yeniden başlayabildiğinde daha gerçekçi bir özgüven geliştirir.
Sürekli kazandırılan, yaptığı her şey övülen ve her zorluktan korunan çocuk dışarıdan çok özgüvenli görünebilir. Fakat ilk ciddi engelde kolayca dağılabilir.
Gerçek özgüven şu deneyimlerden beslenir:
“Her şeyi hemen yapamayabilirim.”
“Zorlanabilirim.”
“Yardım isteyebilirim.”
“Yanlış yapabilirim.”
“Bir hata benim bütün değerimi belirlemez.”
“İstersem yeniden deneyebilirim.”
Çocuklarda özgüven gelişimi, yalnızca başarıların birikmesiyle değil, çocuğun zorlandığı anlarda da kendisini değerli hissedebilmesiyle oluşur.
Çocuğun Başarabileceği Kadar Zorluk Ne Demektir?
Çocuğa gelişim düzeyinin çok altında görevler sunmak sıkılmasına, çok üstünde görevler sunmak ise yoğun çaresizlik yaşamasına neden olabilir.
En destekleyici alan, çocuğun tek başına hemen yapamadığı ama küçük bir çaba veya yetişkin desteğiyle ilerleyebildiği alandır.
Bu düzeyde çocuk:
- Zorlandığını hisseder,
- Ancak bütünüyle çaresiz kalmaz,
- Deneme yapabilir,
- İpucundan yararlanabilir,
- Sonuç üzerinde kendi payını görebilir.
Yetişkin çocuğu gözlemleyerek zorluğu ayarlamalıdır.
Her çocuk aynı yaşta aynı göreve aynı biçimde hazır olmayabilir.
Amaç çocuğu sürekli rahat alanda tutmak da değildir. Küçük ve taşınabilir zorluklar gelişim için gereklidir.
Risk Almak ile Tehlikeye Atmak Arasındaki Fark
Çocuğun başarısız olmasına alan açmak, güvenliğini göz ardı etmek değildir.
Çocuk tırmanırken, kesme aracı kullanırken, hareket ederken veya yeni bir beceri denerken risk değerlendirilmelidir.
Risk, çocuğun kapasitesini deneyebileceği ama yetişkinin gerekli güvenlik çerçevesini koruduğu durumdur.
Tehlike ise çocuğun fark edemeyeceği veya taşıyamayacağı ciddi zarar ihtimalidir.
Örneğin:
- Alçak bir basamaktan kendi başına inmek gelişimsel bir risk olabilir.
- Korumasız yüksek bir alanda yalnız bırakılmak tehlikedir.
- Uygun çocuk makasıyla kesmek bir deneyimdir.
- Keskin mutfak bıçağını gözetimsiz kullanmak tehlikedir.
Yetişkin bütün riskleri kaldırdığında çocuk bedenini ve sınırlarını tanıyamaz. Ancak gelişim düzeyine uygun olmayan tehlikelerle yalnız bırakmak da doğru değildir.
Başarısızlık Sonrasında Çocuğu Yeniden Denemeye Zorlamak Gerekir mi?
Hayır.
Yeniden deneme önemli bir kapasitedir; ancak zorla ortaya çıkmaz.
Çocuk yoğun biçimde üzgünse, bedeni gerilmişse veya düşünme kapasitesini kaybetmişse “Hadi tekrar dene” baskısı onu daha da zorlayabilir.
Önce düzenlenmeye ihtiyaç duyabilir:
“Biraz ara verelim.”
“Hazır olduğunda tekrar bakabiliriz.”
“Şimdi yanında oturacağım.”
Çocuk daha sonra kendiliğinden dönebilir. Dönmeyebilir de.
Yetişkin yeni bir fırsatı başka bir gün sunabilir.
Amaç çocuğun hemen başarıya ulaşmasını sağlamak değil, başarısızlıkla karşılaşmanın ardından ilişkinin ve yaşamın devam ettiğini deneyimlemesidir.
Yetişkin Kendi Hatalarını Nasıl Modelleyebilir?
Çocuklar yetişkinlerin başarısızlık ve hata karşısındaki tutumlarını dikkatle izler.
Yetişkin bir şeyi düşürdüğünde kendisine hakaret ediyor, sinirleniyor veya hatasını gizliyorsa çocuk da benzer bir iç dil geliştirebilir.
Daha işlevsel bir model şöyle olabilir:
“Yanlış yere koymuşum. Düzelteceğim.”
“Bu yemek istediğim gibi olmadı. Bir dahaki sefere farklı deneyeceğim.”
“Az önce sana sert konuştum. Bu doğru değildi, özür dilerim.”
“Bu işi bilmiyorum, yardım almam gerekecek.”
Yetişkinin hata yaptığını kabul etmesi otoritesini azaltmaz. Hatanın insan olmanın olağan bir parçası olduğunu gösterir.
Çocuk, yetişkinin kusursuz değil ama sorumluluk alabilen biri olduğunu görür.
Anaokulunda Başarısızlıkla Baş Etme Nasıl Desteklenir?
Anaokulu, çocuğun küçük başarısızlıklarla düzenli biçimde karşılaştığı bir ortamdır.
Çocuk:
- İstediği oyuncağı hemen alamaz,
- Kurduğu yapı yıkılabilir,
- Oyunda istediği rolü elde edemeyebilir,
- Bir malzemeyi beklediği gibi kullanamayabilir,
- Arkadaşının fikriyle uyuşmayabilir,
- Bir hareketi ilk denemede yapamayabilir,
- Ürettiği şey zihnindeki gibi görünmeyebilir.
Bu anlar hızla çözülmesi gereken kesintiler değildir. Gelişimin doğal parçalarıdır.
Öğretmen çocuğun yerine yapmadan, onu yalnız bırakmadan eşlik eder.
“Zorlandığını görüyorum.”
“Başka ne deneyebiliriz?”
“Yardım ister misin?”
“Biraz ara verip sonra dönebiliriz.”
Bu yaklaşım çocuğa hem destek hem özne olma alanı sunar.
Ürün Odaklı Etkinlikler Hata Korkusunu Artırabilir mi?
Evet.
Bütün çocukların aynı ürünü çıkarmasının beklendiği etkinliklerde doğru ve yanlış arasındaki sınır daha keskin hâle gelebilir.
Çocuk öğretmenin örneğine bakar ve kendi yaptığı onunkiyle aynı değilse başarısız olduğunu düşünebilir.
Sanat çalışmasında yetişkin çizgileri düzeltir, parçaları çocuğun yerine yapıştırır veya çalışmayı daha güzel göstermek için müdahale ederse çocuk kendi izinin yetersiz olduğu mesajını alabilir.
Süreç odaklı çalışmalarda ise farklı sonuçlara alan vardır.
Çocuk malzemeyi deneyebilir, değiştirebilir, hata yapabilir ve kendi yolunu oluşturabilir.
Başarısızlık korkusunu azaltan temel deneyimlerden biri, her çalışmanın tek bir doğru sonucu olmadığını görmektir.
Nova Anaokulu’nda Başarısızlığa Nasıl Bakılır?
Nova Anaokulu’nda çocuğun gelişimi yalnızca ortaya çıkardığı ürün, yaptığı doğru sayısı veya bir beceriyi ne kadar erken kazandığı üzerinden değerlendirilmez.
Çocuğun nasıl denediği, nerede zorlandığı, ne zaman yardım istediği, hayal kırıklığını nasıl taşıdığı ve yeniden sürece dönüp dönemediği de önemlidir.
Nova’da yetişkinin görevi çocuğun yolundaki bütün zorlukları kaldırmak değildir.
Çocuğun taşıyabileceği ölçüde zorlanmasına, denemesine, hata yapmasına ve kendi çözümünü bulmasına alan açılır. Ancak çocuk zorlandığında yalnız bırakılmaz.
Bir yapı yıkıldığında öğretmen hemen yeniden yapmaz. Çocuğun tepkisini gözlemler.
“Yıkıldığı için kızdın.”
“İstersen neden devrildiğine birlikte bakabiliriz.”
Bir çocuk etkinliğe başlamaktan korkuyorsa “Herkes yaptı, sen de yap” denmez. Küçük bir başlangıç noktası sunulabilir.
Bir çocuk yardım istediğinde bütün iş onun elinden alınmaz. Ne kadar desteğe ihtiyaç duyduğu anlaşılmaya çalışılır.
Nova Anaokulu’nun çocuğa kattığı önemli deneyimlerden biri şudur:
Bir şeyi yapamamak, ilişkiden düşmek anlamına gelmez.
Çocuk başarısız olduğunda yetişkinin bakışı değişmez. Değeri azalmaz, utandırılmaz ve diğer çocuklarla karşılaştırılmaz.
Bu güven, çocuğun risk alabilmesini ve yeniden denemeye yaklaşabilmesini destekler.
Nova’da başarı, yalnızca sonuca ulaşmak değildir.
- Başlamaya cesaret etmek,
- Bir süre uğraşmak,
- Farklı bir yol denemek,
- Yardım istemek,
- Hata yaptığını fark etmek,
- Ara verip geri dönmek,
- Arkadaşının başarısına dayanabilmek,
- Kendi sürecini sürdürebilmek
de gelişimin önemli parçalarıdır.
Aileler Evde Nasıl Destek Olabilir?
Hemen müdahale etmeyin
Çocuğa çözüm araması için kısa bir süre tanıyın.
Duygusunu küçültmeyin
“Önemli değil” yerine onun için önemli olduğunu kabul edin.
Sonuç yerine süreci görün
Çabasını, yöntemini ve yaptığı değişiklikleri fark edin.
Yardımın miktarını sorun
“Tamamını mı yapmamı istersin, başlangıçta yardım etmemi mi?”
Başkalarıyla karşılaştırmayın
Çocuğun kendi önceki deneyimine ve bugünkü kapasitesine odaklanın.
Kendi hatalarınızı saklamayın
Hata yaptığınızda sakin biçimde kabul edin ve nasıl düzelttiğinizi gösterin.
Her oyunda kazanmasına izin vermeyin
Kaybetmeyi güvenli ilişki içinde deneyimlemesine alan açın.
Yeniden denemeye zorlamayın
Ara vermek ve daha sonra dönmek de sağlıklı bir seçenektir.
Kimliğe yönelik etiketlerden kaçının
“Beceriksiz”, “dikkatsiz”, “tembel” gibi sözcükler kullanmayın.
Başarıyı sevginin koşulu hâline getirmeyin
Çocuk sonucu ne olursa olsun ilişkideki yerinin değişmediğini bilmelidir.
Ne Zaman Daha Yakından Değerlendirmek Gerekir?
Çocuğun zaman zaman hata karşısında ağlaması, vazgeçmesi veya öfkelenmesi olağandır.
Ancak şu durumlar uzun süre yoğun biçimde devam ediyorsa daha yakından gözlemlemek yararlı olabilir:
- Yanlış yapma ihtimali olan hiçbir işe başlamıyorsa,
- Küçük hatalarda yoğun biçimde kendisini aşağılıyorsa,
- Ürünlerini sürekli yırtıyor veya yok ediyorsa,
- Kaybetme ihtimali olan bütün oyunlardan kaçıyorsa,
- Yalnızca çok kolay görevleri seçiyorsa,
- Yetişkin onayı olmadan hiçbir karar veremiyorsa,
- Hata sonrası uzun süre sakinleşemiyorsa,
- Başkalarının başarısına yoğun öfke gösteriyorsa,
- Okul ve günlük yaşama katılımı belirgin biçimde etkileniyorsa.
Bu belirtiler çocuğun yalnızca daha fazla teşvike değil, hata ve değerlendirilme konusunda daha güvenli bir ilişki deneyimine ihtiyaç duyduğunu gösterebilir.
Sonuç: Çocuk Her Zaman Başararak Değil, Başarısızlığı Taşıyarak da Büyür
Çocuklarda başarısızlıkla baş etme, çocuğu sertleştirmek veya kendi başına bırakmak değildir.
Başarısızlık anında duygusunu gören, değerini sonuçtan ayıran ve çözümü bütünüyle elinden almayan bir yetişkinin varlığına ihtiyaç duyar.
Çocuk bir şeyi yapamadığında üzülür, kızar veya vazgeçmek isteyebilir. Bu duygular gelişimin önündeki engeller değil, gelişimin içindeki deneyimlerdir.
Yetişkinin görevi her düş kırıklığını ortadan kaldırmak değil; çocuğun taşıyabileceği ölçüde zorlanmasına eşlik etmektir.
Çocuk zamanla şunu öğrenir:
Her şeyi hemen yapamayabilirim.
Hata yapabilirim.
Yardım isteyebilirim.
Ara verebilirim.
Farklı bir yol deneyebilirim.
Bir başarısızlık benim bütün değerimi belirlemez.
Dayanıklılık, hiç düşmemek değildir. Düştüğünde ilişkinin, merakın ve yeniden başlama ihtimalinin hâlâ sürdüğünü bilmektir.
Nova Anaokulu’nun süreç odaklı öğrenme, oyun ve çocukların bireysel gelişimine eşlik etme yaklaşımını daha yakından tanımak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Sık Sorulan Sorular
Çocuk başarısız olduğunda ne söylenmeli?
“Çok uğraştın ve istediğin gibi olmadı”, “Bu kısmı zor buldun” veya “İstersen biraz bekleyip yeniden bakabiliriz” gibi duyguyu ve süreci tanıyan cümleler kullanılabilir.
Çocuğa her zorlandığında yardım edilmeli mi?
Yardım sunulabilir; ancak bütün işi onun yerine yapmak yerine ihtiyacı kadar destek verilmelidir. Küçük bir ipucu, ilk adımı birlikte yapmak veya seçenek sunmak daha geliştiricidir.
Çocuğun kaybetmesine izin vermek doğru mu?
Evet. Çocuk güvenli oyun ilişkisi içinde hem kazanmayı hem kaybetmeyi deneyimlemelidir. Her oyunda kazanmasına izin vermek gerçek hayal kırıklıklarıyla karşılaşmasını zorlaştırabilir.
Sürekli övgü özgüveni artırır mı?
Her zaman değil. Yoğun ve kimliğe yönelik övgü, çocuğun dış onaya bağımlı olmasına ve hata yapmaktan korkmasına neden olabilir. Süreci gözlemleyen gerçekçi karşılıklar daha destekleyicidir.
Çocuk yeniden denemek istemiyorsa zorlanmalı mı?
Hayır. Çocuk önce sakinleşmeye veya ara vermeye ihtiyaç duyabilir. Yeniden deneme fırsatı daha sonra sunulabilir; ancak baskıyla yaptırılmamalıdır.
