Okul çıkışında öğretmene yaklaşıyorsunuz.
Çocuğunuz hemen yanınızda.
Merak ettiğiniz bir konu var:
“Bugün yine vurdu mu?”
“Yemeğini hiç yememiş galiba.”
“Evde de son zamanlarda çok huysuz.”
“Tuvalete gitmeyi yine söylememiş mi?”
Belki konuşma yalnızca otuz saniye sürüyor. Ebeveyn ile öğretmen arasında sıradan bir bilgi alışverişi gibi görünüyor.
Fakat bu konuşmada üçüncü bir kişi daha var:
Hakkında konuşulan çocuk.
Okul öncesi dönemde çocuk yetişkinlerin kullandığı her kavramı eksiksiz anlamayabilir. Ancak kendi adını, tekrar eden kelimeleri, ses tonunu, yüz ifadelerini ve yetişkinlerin kendisi hakkında nasıl bir duygu taşıdığını fark eder.
Bu nedenle çocuğun yanında öğretmenle konuşmak, yalnızca hangi bilgiyi paylaştığımızla ilgili değildir.
Asıl mesele, çocuğun o konuşma içinde kendisini nasıl duyduğudur.
“Ben bugün zor bir şey yaşadım.”
ile
“Ben zor bir çocuğum.”
arasında yetişkin açısından küçük, çocuk açısından oldukça önemli bir fark vardır.
Çocuklar, yetişkinlerin konuşmalarını düşündüğümüzden daha fazla takip eder
Küçük çocukların yalnızca doğrudan kendilerine söylenenlerden öğrendiğini düşünmek kolaydır.
Oysa çocuklar çevrede gerçekleşen konuşmaları da dinler, gözlemler ve bunlardan çıkarımlar yaparlar.
Bu konuda 2026 yılında yayımlanan dikkat çekici bir çalışmada 5-6 yaşındaki çocukların, yetişkinlerin başka bir çocuk hakkında yaptığı kısa yan değerlendirmeleri dinledikten sonra kendi davranışlarını değiştirebildikleri görüldü. Soru sorma davranışı olumlu değerlendirilen bir çocuk hakkında konuşmayı duyan çocuklar daha fazla soru sorarken, olumsuz değerlendirme duyanların soru sorma oranı azaldı.
Daha önceki araştırmalar da çocukların yetişkinler arasındaki değerlendirmeleri yalnızca duymadığını, bu yorumlardan başarı, çaba ve kişilik hakkında daha genel sonuçlar çıkarabildiğini gösteriyor.
Buradan “Çocuğun yanında hiçbir şey konuşmayın” sonucu çıkmaz.
Asıl çıkarılması gereken sonuç şudur:
Çocuk konuşmanın aktif muhatabı olmasa bile konuşmanın psikolojik ortamının içindedir.
“Çok inatçı” ile “Bugün bırakmakta zorlandı” aynı şey değildir
Bir çocuk oyun alanından çıkmak istemiyor.
Öğretmenin çağrısına rağmen birkaç kez:
“Hayır!”
diyor.
Ağlıyor ve oyuncağını bırakmıyor.
Okul çıkışında öğretmen ebeveyne bunu anlatırken iki farklı dil kullanabilir.
Birincisi:
“Bugün yine çok inatçıydı.”
İkincisi:
“Bahçeden sınıfa geçerken oyununu bırakmakta çok zorlandı. Birkaç dakika yanında kalıp ne zaman tekrar bahçeye çıkacağımızı anlattığımda geçiş yapabildi.”
İki cümle aynı olayı anlatıyor gibi görünse de aslında aynı şeyi söylemiyor.
İlk cümle çocuğu tanımlıyor.
İkinci cümle davranışı tarif ediyor.
Bu ayrım yalnızca daha nazik konuşmakla ilgili değildir. Gelişimsel olarak daha doğru bilgi üretir.
“İnatçı”, “çekingen”, “agresif”, “tembel”, “şımarık”, “utangaç”, “dikkatsiz” gibi ifadeler davranışın hangi koşulda oluştuğunu görünmez hale getirebilir.
Üstelik küçük çocuklar kişilik bildiren sözcüklere oldukça erken yaşlardan itibaren anlam yükleyebilirler. Araştırmalar 3-5 yaş aralığındaki çocukların “utangaç”, “iyi”, “kötü” gibi özellik bildiren etiketlerden hareketle kişiler hakkında yeni çıkarımlar yapabildiğini gösteriyor.
Bu nedenle:
“Çekingen bir çocuk.”
yerine:
“Yeni bir ortama girdiğinde önce uzun süre izlemeyi tercih ediyor.”
demek daha açıklayıcıdır.
“Çok agresif.”
yerine:
“Oyuncağı alındığında bugün arkadaşını itti.”
demek daha somuttur.
“Hiç söz dinlemiyor.”
yerine:
“Oyunu bitirme zamanı geldiğinde geçişlerde zorlanıyor.”
demek davranış üzerinde düşünmemize olanak verir.
Çocuk, davranışından ibaret değildir.
Çocuk hakkında konuşurken kullandığımız dil, yetişkinin bakışını da değiştirir
Etiketlemenin etkisi yalnızca çocuğun duyduğu kelimelerle sınırlı değildir.
Bir çocuğu tekrar tekrar “zor”, “utangaç”, “problemli” veya “agresif” diye düşündüğümüzde yetişkin olarak biz de onun davranışlarını giderek bu çerçeveden görmeye başlayabiliriz.
Örneğin “utangaç çocuk” diye tanımladığımız çocuk bir gün gruba katılmadığında:
“Zaten hep böyle.”
diyebiliriz.
Oysa aynı davranışın başka açıklamaları olabilir.
Çocuk etkinliği ilgi çekici bulmamış olabilir.
Yorgun olabilir.
Önce izlemenin kendisine daha uygun geldiği bir anda olabilir.
Belirli bir grupla kendisini rahat hissetmiyor olabilir.
Dil gecikmesi gibi tanısal bir etiketin dahi yetişkinlerin okul öncesi çocuklar hakkındaki sosyal beklentilerini değiştirebildiğini gösteren çalışmalar bulunuyor.
Bu nedenle çocuğu tarif ederken kullandığımız kelimeler yalnızca çocuğa değil, bizim onu nasıl görmeye devam edeceğimize de etki eder.
Peki güçlükleri çocuğun yanında hiç konuşmayacak mıyız?
Hayır.
Burada fazla korumacı başka bir uca gitmek de doğru olmaz.
Çocuğun zorlandığı bir şeyi yetişkinlerin konuşması gerektiğinde bunu tamamen gizlemek veya çocuk yanımıza geldiğinde birden fısıldamaya başlamak her zaman gerekli değildir.
Hatta bazen çocuk, yetişkinlerin yaşadığı güçlüğü sakin biçimde konuşabildiğini görerek önemli bir deneyim kazanabilir.
Örneğin öğretmen:
“Bugün oyuncak konusunda arkadaşınla zor bir an olmuş.”
diyebilir.
Ebeveyn:
“Öğretmenin anlattı. Çok kızmışsın galiba.”
diye karşılık verebilir.
Buradaki mesaj:
“Sen problemli bir çocuksun.”
değildir.
Mesaj şudur:
“Bugün bir şey yaşadın ve yetişkinler bunu anlamaya çalışıyor.”
Bu ayrım önemlidir.
Çocuğun yaptığı her şeyi gizlice konuşmak, onun deneyimini utanılacak veya sır olarak saklanması gereken bir şeye dönüştürebilir.
Ama çocuğun başının üzerinden, onun hakkında uzun uzun değerlendirme yapmak da çocuğu konuşmanın nesnesi haline getirir.
Aradığımız yer bu ikisinin arasındadır.
Çocuğun yanında konuşulabilecek şeylerle ayrı görüşmede konuşulması gerekenleri ayırmak
Her konu okul kapısındaki otuz saniyelik konuşmaya uygun değildir.
Günlük bilgiler rahatlıkla paylaşılabilir:
“Bugün öğle yemeğinde çok az yedi.”
“Uykuya geçmekte zorlandı.”
“Arkadaşıyla oyuncak konusunda bir tartışma yaşadı.”
“Tuvaletini biraz geç söyledi.”
“Bahçeden sınıfa geçerken çok öfkelendi.”
Bunlar davranışı tarif eden kısa bilgilerdir.
Ancak mesele daha kapsamlıysa farklı bir ortam gerekir.
Örneğin:
- haftalardır süren belirgin sosyal geri çekilme,
- dil gelişimiyle ilgili kaygılar,
- tekrarlayan fiziksel saldırganlık,
- aile içinde yaşanan önemli bir değişiklik,
- gelişimsel değerlendirme ihtimali,
- tuvalet sürecindeki uzun süreli sorunlar,
- öğretmen-çocuk ilişkisinde belirgin güçlük,
- başka çocuklarla ilgili hassas bilgiler.
Bu tür konuların çocuk ve diğer veliler yanınızdayken konuşulması ne öğretmenin ne ebeveynin yeterince düşünebilmesine izin verir.
MEB’in 2024 Okul Öncesi Eğitim Programı da aile-öğretmen iletişimini yalnızca geliş-gidiş anlarıyla sınırlandırmıyor; bireysel görüşmeler, toplantılar ve farklı iletişim kanallarını birlikte öneriyor. Amaç düzenli ve karşılıklı bilgi akışı oluşturmak.
Dolayısıyla bazen okul kapısında söylenebilecek en iyi cümle şudur:
“Bunu sizinle ayrıca biraz konuşmak isterim.”
“Ama çocuk zaten bunu yaptı; neden söylemeyelim?”
Burada sıklıkla karıştırılan şey gerçeği söylemek ile çocuğu tanımlamak arasındaki farktır.
Çocuk gerçekten arkadaşına vurmuş olabilir.
Bunu:
“Bugün arkadaşına vurdu.”
diye söylemek gerçeği ifade eder.
“Bu çocuk zaten çok agresif.”
demek ise yaşanan olaydan çocuğun kimliği hakkında daha genel bir sonuç üretir.
Çocuk gerçekten yemeğini yememiş olabilir.
“Bugün öğle yemeğini yemek istemedi.”
demek gözlemdir.
“Zaten hiçbir şey yemez.”
demek davranışı kalıcı bir özelliğe dönüştürür.
Çocuk gerçekten anne-babasından ayrılırken ağlamış olabilir.
“Bugün vedalaşmak zor geldi.”
demek deneyimi tarif eder.
“Bize çok bağımlı.”
demek ise yorumdur.
Bu nedenle kullanılabilecek basit bir ölçü var:
Kurduğumuz cümle kamera tarafından kaydedilebilecek bir şeyi mi anlatıyor, yoksa çocuğun karakteri hakkında bir hüküm mü veriyor?
Davranışa yaklaştıkça bilgi artar.
Etikete yaklaştıkça açıklama azalır.
Çocuğun yanında olumlu şeyler konuşmakta da benzer bir mesele var
Bu hassasiyet yalnızca olumsuz ifadeler için geçerli değildir.
“Bizimki zaten çok zeki.”
“Dünyanın en uslu çocuğu.”
“Sen sınıfın en akıllısısın.”
gibi olumlu görünen etiketler de çocuğu belirli bir kimliğe bağlayabilir.
Bir davranışı veya çabayı tarif etmek daha farklıdır:
“Bugün kule birkaç kez yıkılmış ama yeniden denemiş.”
“Yeni gelen arkadaşının yanına gidip ona oyunu göstermiş.”
“Başta zor gelmiş ama yardım isteyip devam etmiş.”
Çocuk burada kim olduğunu belirleyen genel bir hüküm değil, yaptığı bir davranışla ilgili geri bildirim duyar.
Daha büyük çocuklarda yapılan araştırmalar, kişinin karakterine yönelik övgünün davranış veya sürece yönelik geri bildirimden farklı sonuçlar doğurabileceğini; özellikle başarısızlıkla karşılaşıldığında kişiye yönelik övgünün utanç duygusunu artırabileceğini gösteriyor.
Okul öncesi dönemde buradan katı bir “şunu asla söylemeyin” kuralı üretmek doğru olmaz.
Ancak genel ilke yine aynıdır:
Çocuğun kim olduğunu söylemekten çok, onun ne yaptığını fark etmek.
Çocuğun konuşmaya dahil edilmesi bazen daha iyi olabilir
Üç yetişkinin aynı ortamda olduğu bir durumu düşünelim:
Anne, öğretmen ve çocuk.
Öğretmen anneye:
“Bugün arkadaşınla oyuncak konusunda tartışmış.”
diyor.
Çocuk yanlarında duruyor fakat kimse ona dönmüyor.
Anne:
“Evde de aynısını yapıyor zaten.”
diyor.
Öğretmen:
“Son zamanlarda biraz arttı.”
diye devam ediyor.
Çocuk birkaç dakika boyunca kendi deneyiminin yetişkinler arasında anlatılmasını dinliyor.
Bazı durumlarda çocuğu konuşmanın içine almak daha sağlıklı olabilir.
Örneğin:
“Bugün kamyon konusunda bir şey olmuş. Sen de hatırlıyor musun?”
“Sen ne istemiştin?”
“Sonra öğretmenin ne yaptı?”
Böylece çocuk hakkında konuşulan bir nesne olmaktan çıkar ve kendi deneyimi hakkında söz hakkı bulunan bir kişiye dönüşür.
Elbette bu bir sorgu haline gelmemelidir.
Çocuğun:
“Bilmiyorum.”
demesine de,
anlatmak istememesine de,
başka bir şey söylemesine de yer bırakılmalıdır.
Ama çocuğa söz hakkı vermek, yetişkinlerin onun deneyimini kendi aralarında tamamen sahiplenmesinden farklıdır.
Harvard Center on the Developing Child, küçük çocukların gelişiminde çocuğun işaretini fark eden ve buna karşılık veren yetişkin etkileşimlerinin önemini vurguluyor. Çocuğun yaptığına, söylediğine veya hissettiğine sözcük kazandırmak da bu karşılıklı ilişkinin parçalarından biri.
Mahremiyet yalnızca yetişkinlerin konusu değildir
Çocukların mahremiyetini genellikle beden sınırları üzerinden düşünürüz.
Oysa çocuğun yaşadığı güçlükler de bir ölçüde onun kişisel alanına aittir.
Tuvalet kazasının diğer velilerin önünde anlatılması,
gece altını ıslattığının kapıda yüksek sesle konuşulması,
terapiye gittiğinin başka ailelerin yanında paylaşılması,
bir arkadaşına vurduğu olayın okul kapısında ayrıntılarıyla tartışılması,
çocuğun zorlandığı konuların sosyal ortam içinde gereğinden fazla görünür hale gelmesine neden olabilir.
Çocuk dört yaşında olduğu için mahremiyet ihtiyacı yokmuş gibi davranmak doğru değildir.
Mahremiyet, çocuğa:
“Seninle ilgili her bilgiyi herkesin yanında konuşmuyoruz.”
deneyimini de verir.
Bu, ileriki yıllarda kendi özel alanının varlığını hissetmesinin küçük temellerinden biridir.
Öğretmen ve ebeveyn birbirlerini çocuğun yanında düzeltmeli mi?
Bazen yetişkinler aynı davranışı farklı görür.
Öğretmen:
“Bugün ayrılmakta çok zorlandı.”
diyebilir.
Ebeveyn:
“Hayır, o aslında zorlanmadı. Sabah sadece uykusuzdu.”
diye karşılık verebilir.
Ya da ebeveyn:
“Evde sürekli vuruyor.”
derken öğretmen:
“Burada hiç öyle değil.”
diyebilir.
Bu tür farklılıklar son derece doğaldır.
Çocuk farklı ortamlarda farklı davranabilir.
Sorun görüş ayrılığı değil; görüş ayrılığının çocuk önünde bir “kim haklı?” tartışmasına dönüşmesidir.
Daha işlevsel olan:
“İlginç, evde farklı görüyoruz. Bunu ayrıca biraz konuşalım.”
demektir.
Böylece iki yetişkinin gözlemi de korunur.
NAEYC, nitelikli aile-öğretmen ilişkisini karşılıklı, düzenli ve saygılı iletişim üzerinden tanımlar. Ailenin bilgisini ve öğretmenin gözlemini rakip açıklamalar olarak değil, çocuğu anlamada birbirini tamamlayan kaynaklar olarak ele alır.
Çocuk yanımızdayken hangi cümleleri dönüştürebiliriz?
Bazı çok sık kullanılan ifadeleri biraz değiştirmek bile önemli fark yaratabilir.
“Çok utangaç.”
yerine:
“Yeni insanlarla tanıştığında önce biraz izlemeyi tercih ediyor.”
“Çok yaramaz.”
yerine:
“Son günlerde sınır koyduğumuzda durmakta zorlanıyor.”
“Arkadaşlarıyla anlaşamıyor.”
yerine:
“Oyuncağı paylaşması gerektiğinde bazı anlaşmazlıklar yaşıyor.”
“Hiç yemek yemiyor.”
yerine:
“Son birkaç gündür öğle yemeğinde çok az yiyor.”
“Çok bağımlı.”
yerine:
“Yeni ortamlarda yanında tanıdığı bir yetişkini arıyor.”
“Çok agresif.”
yerine:
“Öfkelendiğinde son günlerde birkaç kez arkadaşını itti.”
“Bizi hiç dinlemiyor.”
yerine:
“İstemediği bir şeyi bitirmesi gerektiğinde yönergeyi kabul etmekte zorlanıyor.”
“Her şeye ağlıyor.”
yerine:
“Son günlerde hayal kırıklığı yaşadığında ağlayarak sakinleşiyor.”
Burada amaç davranışı hafifletmek değildir.
Tam tersine, davranışı daha doğru tarif etmektir.
Her davranışı çocuğun yanında pedagojik bir konuşmaya çevirmek de gerekmiyor
Bu noktada başka bir aşırılıktan da kaçınmak gerekir.
Çocuk yanında diye yetişkinlerin her cümleyi uzun bir psikolojik açıklamaya dönüştürmesi gerekmez.
Bazen kısa ve sade olmak en iyisidir.
Örneğin öğretmen:
“Bugün arkadaşına vurduğu bir an oldu. Sınıfta konuştuk ve sonra birlikte oyuna dönebildiler.”
der.
Ebeveyn:
“Tamam, teşekkür ederim. Evde gerekirse tekrar konuşuruz.”
der.
Ve konu kapanır.
Çocuğun davranışının yetişkinler tarafından büyütülmemesi de değerlidir.
Bir okul öncesi çocuğu için sabah yaşanan bir tartışma öğleden sonra tamamen geride kalmış olabilir. Yetişkinlerin olayı tekrar tekrar gündeme getirmesi bazen çocuğun çoktan geride bıraktığı deneyimi yeniden büyütür.
Dolayısıyla iyi iletişim yalnızca doğru kelimeyi seçmek değil, ne kadar konuşacağımızı bilmekle de ilgilidir.
Çocuk “Ben zaten yaramazım” diyorsa ne yapabiliriz?
Bazen çocuk yetişkinlerden duyduğu veya kendi oluşturduğu bir tanımı sahiplenebilir.
“Ben yaramazım.”
“Ben utangacım.”
“Ben hiçbir şey yiyemem.”
“Ben kötü çocuğum.”
Bu durumda:
“Hayır değilsin!”
diye hızlıca karşı çıkmak yerine cümleyi yeniden davranışa çevirebiliriz.
“Bugün çok kızıp oyuncağı fırlattın. Ama bu senin kötü bir çocuk olduğun anlamına gelmiyor.”
“Yeni insanların yanında konuşman biraz zaman alıyor. Bazen sonra konuşmaya başlıyorsun.”
“Bazı yemekleri sevmiyorsun ama bazen yeni şeyleri de deneyebiliyorsun.”
Çocuğa burada önemli bir şey söyleriz:
Davranışların değişebilir. Sen tek bir davranıştan ibaret değilsin.
Çocuğun yanında öğretmenle konuşurken kendimize sorabileceğimiz beş soru
Uzun bir kurallar listesine ihtiyaç yok.
Birkaç temel soru yeterli olabilir:
1. Şu anda davranışı mı tarif ediyorum, çocuğu mu tanımlıyorum?
“Vurdu” davranıştır.
“Agresif” etikettir.
2. Bu konuşmanın çocuk tarafından duyulmasının bir sakıncası var mı?
Varsa konuşmayı başka bir zamana bırakabiliriz.
3. Bu bilgi okul kapısında mı konuşulmalı, özel görüşmede mi?
Her bilgi aynı ortamı gerektirmez.
4. Çocuğun kendi deneyimi hakkında söyleyecek bir şeyi olabilir mi?
Varsa onu da konuşmaya dahil edebiliriz.
5. Çocuğum bu cümleyi duyduğunda kendisi hakkında ne öğreniyor?
Belki de en önemli soru budur.
Nova’da öğretmen-veli iletişiminde neden bu ayrımı önemsiyoruz?
Nova’da öğretmen-veli iletişimini çocuğun dışında gerçekleşen ayrı bir yetişkin süreci olarak görmüyoruz.
Çünkü çocuk, kendisi hakkında nasıl konuşulduğunu da okul deneyiminin içinde yaşar.
Çocuğun yanında:
“Bugün zor bir geçiş yaşadı.”
demekle:
“Zaten çok problemli.”
demek aynı okul iklimini yaratmaz.
Benzer biçimde ebeveynin öğretmene:
“Son günlerde evde de sınır koyduğumuzda çok zorlanıyor.”
demesiyle:
“Bununla baş etmek imkânsız.”
demesi de aynı şeyi taşımaz.
Nova’nın yaklaşımında çocuğun davranışını anlamaya çalışırken davranışın gerçekleştiği koşulu, ilişkiyi ve zaman içindeki değişimi dikkate almak önemlidir. Ana sayfamızdaki “Büyümek, görülmekle başlar” yaklaşımı da biraz bunu anlatıyor: çocuk hakkında hızlı bir hüküm vermek yerine, onun ne yaşadığını anlamaya çalışmak.
Bu nedenle günlük veli iletişiminde öğretmenlerin yalnızca “iyiydi/kötüydü” biçiminde değerlendirme vermesinden çok, gerektiğinde somut gözlemler paylaşmasını değerli buluyoruz.
Çocuğun yanında öğretmenle konuşmanın temel ölçüsü nedir?
Belki şu cümle konuya iyi bir ölçü sunabilir:
Çocuğun yanında söylenebilecek şey, çocuğun kendisine de saygılı biçimde söylenebilecek şey olmalıdır.
Bu, yetişkinlerin her şeyi çocukla paylaşması gerektiği anlamına gelmez.
Bazı konular yetişkinler arasında kalmalıdır.
Bazı konuşmalar özel bir görüşmeye ihtiyaç duyar.
Bazı bilgiler çocuğun yaşına uygun değildir.
Fakat çocuk yanımızdaysa, onun hakkında konuşurken varlığını yok saymamak gerekir.
Çünkü çocuk yalnızca yetişkinlerin değerlendirdiği biri değildir.
O konuşmanın içinde kendisine ilişkin bir şeyler öğrenen kişidir.
Yetişkinlerden sürekli:
“Sen yaramazsın.”
duyan çocuk başka bir şey öğrenir.
“Bugün çok kızdın ve arkadaşını ittin. Yarın başka bir yol bulmayı birlikte deneyebiliriz.”
duyan çocuk başka bir şey.
İkinci cümlede davranışın sınırı vardır.
Ama çocuğun değişebilmesi için de alan vardır.
Belki de okul öncesi dönemde çocuklarla ve çocuklar hakkında konuşurken korumamız gereken en önemli şey tam olarak budur:
Çocuğu davranışından daha büyük görebilmek.
Sık Sorulan Sorular
Çocuğun yanında öğretmenle çocuk hakkında konuşmak yanlış mı?
Hayır. Günlük ve somut bilgilerin çocuğun yanında paylaşılması tek başına sorun değildir. Önemli olan kullanılan dil, konuşulan konunun mahremiyeti ve çocuğun davranışının kalıcı bir kişilik özelliği gibi sunulup sunulmadığıdır.
Çocuğun yanında “yaramaz”, “utangaç” veya “inatçı” demek neden önerilmez?
Bu tür kelimeler belirli bir davranışı tarif etmek yerine çocuğun kimliği hakkında genel bir hüküm oluşturur. Küçük çocukların özellik bildiren etiketlerden insanlar hakkında çıkarım yapabildiğini gösteren gelişim psikolojisi araştırmaları vardır.
Öğretmenin söyleyeceği olumsuz şeyleri çocuk duymamalı mı?
Amaç olumsuzlukları çocuktan gizlemek değildir. “Bugün arkadaşını itti” gibi somut bir davranış konuşulabilir. Ancak uzun süren değerlendirmeler, gelişimsel kaygılar veya mahrem konular için ayrı bir yetişkin görüşmesi daha uygundur.
Çocuğun yanında öğretmenle konuşurken hangi dili kullanabiliriz?
Davranışı, zamanı ve ortamı tarif eden cümleler tercih edilebilir. “Çok agresif” yerine “Bugün oyuncağı alındığında arkadaşını itti”; “çok çekingen” yerine “Yeni gruplarda önce izlemeyi tercih ediyor” gibi.
Çocuğu konuşmaya dahil etmek doğru mu?
Konu çocuğun anlayabileceği ve paylaşabileceği bir deneyimse evet. “Bugün ne olduğunu sen nasıl hatırlıyorsun?” gibi açık bir soru sorulabilir. Ancak çocuk hesap vermeye zorlanmamalı ve anlatmak istemediğinde buna alan tanınmalıdır.
Hangi konular çocuğun yanında konuşulmamalı?
Uzun süreli gelişimsel kaygılar, aile içi hassas bilgiler, tuvalet veya sağlıkla ilgili mahrem ayrıntılar, psikolojik değerlendirme süreçleri ve başka çocuklara ilişkin kişisel bilgiler daha özel görüşmelerde ele alınmalıdır.
Kaynakça
T.C. Millî Eğitim Bakanlığı. (2024). Okul Öncesi Eğitim Programı. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli. Program, aile ve öğretmen arasında düzenli, karşılıklı iletişim kurulmasını; bireysel görüşmeler, geliş-gidiş zamanları ve farklı iletişim kanallarının çocukların gelişimini takip etmek amacıyla kullanılmasını önermektedir.
National Association for the Education of Young Children – NAEYC. Developmentally Appropriate Practice: Engaging in Reciprocal Partnerships with Families and Fostering Community Connections. Erken çocukluk eğitiminde aile-öğretmen ilişkisinin saygılı, karşılıklı ve iki yönlü iletişime dayanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Koralek, D., Nemeth, K., & Ramsey, K. Families and Educators Together: Building Great Relationships that Support Young Children. NAEYC. Aile ve eğitimciler arasında karşılıklı iletişim, bilgi paylaşımı ve çocuğun ihtiyaçları konusunda ortak düşünmenin önemini ele almaktadır.
Heyman, G. D., & Gelman, S. A. (2000). Preschool children’s use of trait labels to make inductive inferences. Journal of Experimental Child Psychology, 77(1), 1–19. Çalışma, okul öncesi çocukların kişilik özelliklerini bildiren sözel etiketleri insanlar hakkında psikolojik çıkarımlar yapmak için kullanabildiklerini göstermektedir.
Heyman, G. D., & Gelman, S. A. (1999). The use of trait labels in making psychological inferences. Child Development, 70(3).* Küçük çocukların “utangaç”, “iyi” ve benzeri özellik bildiren etiketlerden kişilerin davranışları ve zihinsel durumları hakkında çıkarımlar yapabildiğini incelemektedir.
Zhao, L., Zhu, S., & Peng, J. (2026). Overhearing adults’ side comments influences young children’s question-asking. Child Development. Yetişkinler arasında gerçekleşen ve çocuk tarafından yalnızca duyulan kısa değerlendirmelerin dahi 5-6 yaşındaki çocukların davranışlarını etkileyebildiğini göstermektedir.
Zhao, L. et al. (2022). Overheard evaluative comments: Implications for beliefs about effort and ability. Child Development, 93(6), 1889–1902. Yetişkinlerden duyulan değerlendirmelerin küçük çocukların çaba ve yetenek hakkındaki inançlarını etkileyebileceğini incelemektedir.
Brummelman, E. et al. (2014). On feeding those hungry for praise: Person praise backfires in children with low self-esteem. Journal of Experimental Psychology: General. Kişinin kendisine yönelik övgü ile davranış/süreç odaklı geri bildirimin çocukların başarısızlık karşısındaki tepkilerinde farklı sonuçlar doğurabileceğini ele almaktadır.
Center on the Developing Child at Harvard University. Serve and Return: Back-and-Forth Exchanges. Çocuğun işaretlerini fark eden, onun yaptıklarını ve duygularını adlandıran karşılıklı yetişkin-çocuk etkileşimlerinin erken gelişimdeki rolünü açıklamaktadır.
