Sınır Koyarken Suçluluk: Çocuğa Hayır Demek Neden Zor?

Çocuk parktan ayrılmak istemez. Ekran kapandığında ağlar. Markette istediği oyuncak alınmadığında öfkelenir. Yetişkin sınırı açıkça koyar; fakat çocuğun yüzündeki hayal kırıklığını görünce kararından şüphe etmeye başlar:

“Çok mu katı davranıyorum?”

“Bütün gün birlikte olamadık, şimdi bunu da mı yasaklayacağım?”

“Onu bu kadar üzmeye değer mi?”

“Hayır dersem aramızdaki ilişki zarar görür mü?”

Sınır koyarken suçluluk, birçok ebeveynin sınırın kendisinden daha fazla zorlandığı noktadır. Sorun çoğu zaman hangi davranışa izin verilip verilmeyeceğini bilmemek değildir. Ebeveyn ne yapması gerektiğini bilir; fakat çocuğun itirazı, ağlaması veya öfkesi karşısında bu kararı taşımakta zorlanır.

Suçluluk duygusu her zaman yanlış davrandığımızı kanıtlamaz. Bazen gerçekten onarılması gereken bir davranışa işaret eder. Bazen de çocuğun hayal kırıklığına tanıklık etmenin bizde uyandırdığı rahatsızlığı anlatır.

Bu ikisini ayırabilmek, hem gereksiz katılıktan hem de suçluluk nedeniyle sürekli geri çekilen sınırlardan korunmanın temelidir.

Suçluluk Bir Uyarı Olabilir, Ama Karar Mercii Değildir

Suçluluğun tamamen ortadan kaldırılması gereken kötü bir duygu olduğunu düşünmek doğru olmaz.

Çocuğa bağırdığımızda, onu küçük düşürdüğümüzde veya verdiğimiz bir sözü düşünmeden bozduğumuzda suçluluk davranışımızı yeniden değerlendirmemize yardım edebilir. Bu durumda duygu, ilişkiyi onarmaya yönelten anlamlı bir işaret olur.

Fakat her suçluluk, gerçekten zarar verdiğimizi göstermez.

Çocuğun istediği ikinci dondurmayı vermemek, uyku saatinde oyunu bitirmek veya başka bir çocuğa vurmasını durdurmak da ebeveynde suçluluk yaratabilir. Burada çocuk üzülmüştür; ancak üzülmek ile zarar görmek aynı şey değildir.

Ebeveyn suçluluğu üzerine yapılan çalışmalar, bu duygunun tek bir yapı olmadığını; düşünme ve sorumluluk alma sağlayabildiği gibi yoğun, çözümsüz ve kendini yargılayan bir hâle de dönüşebildiğini gösteriyor. Ebeveynin çocuğun davranışını ve zihinsel durumunu düşünebilme kapasitesi, suçluluğun ilişkide nasıl yaşandığını etkileyebiliyor.

Bu nedenle suçluluk hissettiğiniz anda sınırı kaldırmak yerine kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:

Gerçekten çocuğuma zarar veren bir şey mi yaptım, yoksa onun hayal kırıklığına dayanmakta mı zorlanıyorum?

Bu soru her zaman kolay cevaplanmaz. Fakat duyguyla karar arasına kısa bir düşünme alanı açar.

Çocuğun Üzülmesi Neden Ebeveynde Bu Kadar Güçlü Bir Etki Yaratır?

Çocuğun ağlaması yalnızca işitsel bir uyarı değildir. Yetişkinde hızla harekete geçme, koruma, susturma veya sorunu ortadan kaldırma isteği uyandırabilir.

Bu tepkinin önemli bir yönü vardır: Çocuk, gerçekten yetişkinin bakımına ve duyarlı karşılığına ihtiyaç duyar. Küçük çocukların işaretlerine verilen düzenli ve karşılıklı cevaplar, güvenli gelişim ortamının temel parçalarındandır.

Ancak duyarlı olmak, çocuğun her rahatsızlığını ortadan kaldırmak anlamına gelmez.

Bazen duyarlı karşılık şudur:

“Çok üzüldün. Yanındayım.”

Bazen ise şudur:

“Çok üzüldün. Yine de sana vurmasına izin vermeyeceğim.”

Çocuğun duygusuna cevap vermek ile talebini yerine getirmek birbirinden farklıdır.

Ebeveyn bu ayrımı kuramadığında, çocuğun ağlaması sınırın yanlış olduğunun kanıtı gibi hissedilebilir. Böylece yetişkin çocuğu korumakla, çocuğun her hayal kırıklığını engellemeyi birbirine karıştırabilir.

Sınır Koyarken Suçluluk Nereden Gelebilir?

Her ebeveynin geçmişi ve yaşam koşulları farklıdır. Bu nedenle suçluluğun tek bir nedeni yoktur. Yine de bazı örüntüler sıkça karşımıza çıkar.

Çocuğun üzülmesini ona zarar vermekle karıştırmak

Ebeveyn sınır koyduğunda çocuk ağlıyor veya öfkeleniyorsa, yetişkin bunu ilişkinin bozulduğu şeklinde yorumlayabilir.

Oysa çocuk aynı anda iki şeyi yaşayabilir:

  • İstediği gerçekleşmediği için yetişkine öfkelenebilir.
  • Yine de yetişkinin yanında ve ilişki içinde kalabilir.

Sağlıklı ilişki, çocuğun ebeveyne hiç kızmadığı ilişki değildir. Öfke, itiraz ve hayal kırıklığına rağmen ilişkinin sürdürülebildiği bağdır.

Kendi çocukluk deneyimlerini tekrar etmekten korkmak

Bazı yetişkinler çocukluklarında sert, cezalandırıcı veya duygulara kapalı sınırlarla karşılaşmış olabilir. Bu nedenle kendi çocuklarına sınır koyduklarında geçmişteki yetişkinlere benzeme korkusu yaşayabilirler.

Bu korku anlaşılırdır. Fakat sınır koymak ile geçmişte maruz kalınan sertliği tekrarlamak aynı şey değildir.

Şu iki cümle arasında önemli fark vardır:

“Sus ve odana git. Seni görmek istemiyorum.”

ve

“Bana vurmanıza izin vermeyeceğim. Biraz sakinleşmek için burada birlikte bekleyeceğiz.”

İkisinde de davranış durdurulur; fakat ilkinde ilişki geri çekilir ve çocuk aşağılanabilir. İkincisinde sınır korunurken yetişkin ilişki içinde kalır.

Birlikte geçirilemeyen zamanı telafi etmeye çalışmak

Yoğun çalışan, çocuğuyla az zaman geçirdiğini düşünen veya gün içinde bakım sorumluluğunu başkalarıyla paylaşan ebeveynler, akşam karşılaştıkları taleplere hayır demekte zorlanabilir.

“Zaten bütün gün yanında değildim.”

“Bir de eve geldiğimde onu üzmeyeyim.”

Bu düşünce, sevgi ve özlemden doğabilir. Ancak birlikte geçirilen zamanın sınırsız tüketim, uzun ekran süresi veya bütün kuralların askıya alınmasıyla telafi edilmesi gerekmez.

Çocuğun ihtiyacı her zaman daha fazla izin değildir. Bazen ulaşılabilir bir ebeveyn, kısa ama gerçek bir temas ve öngörülebilir bir akşam ritmi daha değerlidir.

“İyi ebeveyn çocuğunu üzmez” inancı

Ebeveynlik hakkındaki idealize edilmiş anlatılar, çocuğun her zaman anlaşılmış, sakin ve mutlu olması gerektiği izlenimini yaratabilir.

Bu durumda çocuk öfkelendiğinde ebeveyn yalnızca o anı değil, kendi ebeveynliğinin tamamını yargılamaya başlayabilir:

“İyi bir anne olsaydım böyle tepki vermezdi.”

“Onu doğru yetiştirseydim bunu tekrar tekrar istemezdi.”

Çocukların sınırları denemesi, güçlü istekler yaşaması veya geçişlerde zorlanması ebeveynliğin başarısız olduğu anlamına gelmez. Gelişimsel açıdan uygun yaklaşım, çocukların aynı davranışı her durumda ve hemen kontrol edebileceğini varsaymak yerine yaş, bireysel farklılık ve bağlamı birlikte değerlendirmeyi gerektirir.

Çocuğun sevgisini kaybetmekten korkmak

Çocuk sınır karşısında:

“Sen kötü bir annesin.”

“Babamı daha çok seviyorum.”

“Bir daha seninle konuşmayacağım.”

diyebilir.

Bu sözler yetişkinin en hassas yerine dokunabilir. Ebeveyn sınırı sürdürürse çocuğun kendisinden uzaklaşacağından korkabilir.

Fakat çocukların yoğun öfke anında söyledikleri her söz, ilişki hakkında kalıcı bir karar değildir. Bazen o anki güçsüzlüklerini, hayal kırıklıklarını veya yetişkini etkileme çabalarını ifade eder.

Yetişkin şöyle cevap verebilir:

“Şu an bana çok kızdın. Buradayım. Yine de ekranı yeniden açmayacağım.”

Bu cevap sevgiyi kanıtlamaya çalışmaz; ilişkinin sınır nedeniyle ortadan kalkmadığını gösterir.

Suçluluk ile Utanç Arasındaki Fark

Suçluluk daha çok davranışa yönelir:

“Dün çok sert konuştum.”

Utanç ise bütün benliğe yayılabilir:

“Ben kötü bir ebeveynim.”

Bu ayrım önemlidir. Çünkü davranışa yönelik suçluluk değişim ve onarım için alan bırakır. Kendini bütünüyle kötü olarak görme ise ebeveyni savunmaya, kaçınmaya veya çaresizliğe itebilir.

Ebeveyn suçluluk ve utanç eğilimlerini ölçmeye yönelik güncel çalışmalar da bu iki deneyimin birbirinden ayrılması gerektiğini vurguluyor.

Örneğin dün çocuğunuza bağırdıysanız şu değerlendirme işlevsel olabilir:

“Bağırmam doğru değildi. Bunun sorumluluğunu alacağım ve farklı davranmak için neye ihtiyacım olduğunu düşüneceğim.”

Şu değerlendirme ise ilişkiyi onarmayı zorlaştırabilir:

“Ben zaten berbat bir anneyim. Ne yapsam düzelmez.”

Ebeveynlerle yapılan bir deneysel çalışmada, öz şefkatin suçluluk ve utanç karşısında ebeveyn iyi oluşunu destekleyebildiği görülmüştür. Bu, davranışı önemsizleştirmek anlamına gelmez; kendini yok etmeden sorumluluk alabilmek anlamına gelir.

Suçluluk Sınırı Yönetmeye Başladığında Ne Olur?

Suçluluk hissetmek tek başına sorun değildir. Ancak bütün kararları suçluluk belirlemeye başladığında sınırlar belirsizleşebilir.

Sınır sürekli geri çekilebilir

Ebeveyn önce ekranın kapanacağını söyler. Çocuk ağlayınca beş dakika daha verir. Ağlama devam edince bir bölüm daha açar.

Çocuk burada yalnızca “ağlarsam kazanırım” gibi bilinçli bir hesap yapmıyor olabilir. Daha temel bir şeyi öğrenir:

Söylenen sınırın ne zaman gerçekten geçerli olduğu belli değil.

Bu belirsizlik, sınır denemelerini azaltmak yerine artırabilir.

Yetişkin gereğinden fazla açıklama yapabilir

Suçluluk yaşayan ebeveyn, çocuğu ikna edebilmek için uzun uzun konuşabilir:

“Bak yarın erken kalkacaksın, uykunu alamazsan hasta olursun, ben senin iyiliğin için söylüyorum…”

Çocuk tartışmayı sürdürdükçe yetişkin yeni gerekçeler üretir. Böylece sınır ortak yaşamın doğal çerçevesi olmaktan çıkar; çocuğun onaylaması gereken bir savunmaya dönüşür.

Hayır yerine ödül veya rüşvet gelebilir

“Ağlamadan çıkarsan sana oyuncak alacağım.”

“Şimdi uyursan yarın çikolata vereceğim.”

Bu tür çözümler kısa vadede geçişi kolaylaştırabilir. Fakat çocuk hayal kırıklığını taşımayı öğrenmek yerine, sınırı kabul etmesinin karşılığını beklemeye başlayabilir.

AAP; fiziksel ceza, tehdit, aşağılama ve utandırma yerine açık sınırlar, gelişimsel olarak uygun beklentiler ve davranış öğretmeye dayalı disiplin yöntemlerini önerir.

Fazla izin bir süre sonra öfkeye dönüşebilir

Ebeveyn suçluluk nedeniyle tekrar tekrar kendi sınırını aşabilir. Daha sonra yorulmuş, kullanılmış veya görünmez hissedebilir.

Bu kez tepki ölçüsüz biçimde gelir:

“Yeter artık, hiçbir şeyden memnun olmuyorsun.”

Böylece yetişkin önce taşıyamayacağı kadar fazla izin verir, ardından çocuğu bu izinden dolayı suçlar.

Daha erken konulan açık bir sınır, hem çocuğu hem yetişkini birikmiş öfkeden koruyabilir.

Çocuğun Rahatsızlığı ile Zarar Görmesini Nasıl Ayırabiliriz?

Her ağlama zararsız değildir. Bir çocuk korkutuluyor, aşağılanıyor, yalnız bırakılıyor veya fiziksel olarak cezalandırılıyorsa yaşadığı sıkıntı ciddiye alınmalıdır.

Fakat her rahatsızlık da zarar değildir.

Çocuğun:

  • Oyunun bitmesine üzülmesi,
  • İkinci oyuncağın alınmamasına öfkelenmesi,
  • Sırasını beklemek istememesi,
  • Vurmasının durdurulmasına itiraz etmesi,
  • Uyku saatinde oyundan ayrılmak istememesi

gelişim içinde karşılaşabileceği hayal kırıklıklarıdır.

Belirleyici olan yalnızca çocuğun duygusunun yoğunluğu değil, yetişkinin nasıl davrandığıdır.

Şu sınır zarar verici olabilir:

“Ne kadar nankörsün. Bir daha hiçbir şey isteme.”

Şu sınır ise aynı talebi durdurur ama çocuğun kişiliğine saldırmaz:

“Bu oyuncağı almayacağız. Çok istediğini biliyorum. Üzülmene yanında eşlik edebilirim.”

Sıcak ve duyarlı ilişki ile açık sınırlar birbirinin karşıtı değildir. Çocukların gelişimsel olarak güvenli bir çevrede hem karşılıklı ilişkiye hem de öngörülebilir yetişkin sorumluluğuna ihtiyacı vardır.

Sınır Koyarken Suçlulukla Nasıl Kalınabilir?

Amaç suçluluk duygusunu tamamen yok etmek değildir. Duygunun kararınızı otomatik olarak yönetmesini engellemektir.

Önce sınırın gerçekten gerekli olup olmadığını düşünün

Her yetişkin tercihi çocuğa konulması gereken bir sınır değildir.

Kendinize sorun:

  • Güvenlikle mi ilgili?
  • Başka bir kişinin hakkını mı koruyor?
  • Sağlık veya temel günlük ritim açısından gerekli mi?
  • Aile yaşamının sürdürülebilmesi için önemli mi?
  • Yoksa yalnızca kontrol bende olsun istediğim için mi ısrar ediyorum?

Çocuk kırmızı çorap yerine mavi çorabı giymek istiyorsa sınır gerekmeyebilir.

Fakat emniyet kemerini takmak istemiyorsa karar çocuğa bırakılamaz.

Gereksiz sınırları azaltmak, gerekli sınırları daha güvenilir kılar.

Duygunuzu karardan ayırın

Şöyle düşünebilirsiniz:

“Şu anda suçluluk hissediyorum. Bu, kararımın mutlaka yanlış olduğunu göstermiyor.”

Duygunun varlığına izin verip kararı yeniden değerlendirebilirsiniz. Sınır hâlâ gerekli görünüyorsa suçlulukla birlikte sürdürebilirsiniz.

Daha az konuşun

Suçluluk bizi sürekli açıklama yapmaya itebilir. Oysa çocuk yoğunken kısa cümleler daha işlevlidir:

“Ekran süresi bitti.”

“Gitmek istemediğini biliyorum. Şimdi çıkıyoruz.”

“Kızabilirsin. Bana vuramazsın.”

Açıklama gerekliyse daha sakin bir zamanda yapılabilir.

Çocuğun itirazını kişisel bir saldırı olarak görmeyin

Çocuk sizin sınırınıza öfkelenebilir. Bu, sizi reddettiği anlamına gelmeyebilir.

Yetişkin, çocuğun kendisini sevdiğini hemen kanıtlamasına ihtiyaç duymadan ilişki içinde kalabilmelidir.

“Şu an benimle konuşmak istemiyorsun. Ben burada olacağım.”

Sınırı koyduktan sonra yakınlığı geri çekmeyin

Hayır demek ile soğuklaşmak zorunda değilsiniz.

“Sana sarılabilirim. Fakat telefonu vermeyeceğim.”

“Yanında oturabilirim. Ama kardeşine vurmanıza izin vermeyeceğim.”

Yakınlık sınırı bozmaz. Çocuğa, ilişkide kalmak için her isteğinin gerçekleşmesi gerekmediğini gösterir.

Hata yaptıysanız onarın

Sınırı doğru konuda koymuş fakat çok sert davranmış olabilirsiniz.

Bu durumda sınırı kaldırmadan kendi davranışınızın sorumluluğunu alabilirsiniz:

“Ekranı kapatmamız gerekiyordu. Ama sana bağırmam doğru değildi. Kızgındım ve sesimi kontrol edemedim. Bunun için üzgünüm.”

Onarım, ebeveynin otoritesini zayıflatmaz. Çocuğa yetişkinlerin de hata yapabileceğini ve ilişkide sorumluluk alınabileceğini gösterir.

Günlük Yaşamdan Dört Örnek

Parktan ayrılma

Suçlulukla geri çekilen sınır:

“Tamam, ağlama. Biraz daha kalalım.”

Bu birkaç kez tekrarlandığında ayrılma saati giderek belirsizleşebilir.

Daha açık yaklaşım:

“Gitmek istemiyorsun. Son kez kayabilirsin. Sonra birlikte çıkacağız.”

Çocuk yine ağlayabilir. Sınırın işe yaraması, çocuğun ağlamaması değildir.

Oyuncak mağazası

Utandıran yaklaşım:

“Her şeyi istiyorsun. Hiç doymaz mısın?”

İlişkiyi koruyan sınır:

“Bu oyuncağı çok beğendin. Bugün oyuncak almayacağız. Fotoğrafını çekip istek listene ekleyebiliriz.”

Fotoğraf çekmek zorunlu değildir. Buradaki temel nokta, isteğin görülmesiyle satın alma kararının birbirinden ayrılmasıdır.

Ekranı kapatma

Sahte seçim:

“Artık kapatsak mı?”

Kapanıp kapanmayacağı gerçekten çocuğun kararı değilse bu soru tartışmayı uzatır.

Sınırlı seçim:

“Ekran süresi bitti. Sen mi kapatacaksın, ben mi?”

Vurma

Yalnızca sözlü uyarı:

“Vurma dedim. Kaç kere söyleyeceğim?”

Uygulanan sınır:

“Çok kızdın. Vurmana izin vermeyeceğim.”

Yetişkin yaklaşır, davranışı durdurur ve gerekirse çocuklar arasında mesafe oluşturur.

Nova’da Sınır ve İlişki Nasıl Birlikte Düşünülür?

Anaokulunda çocuklar yalnızca bireysel istekleriyle değil, bir grubun içinde yaşamanın gerçekliğiyle de karşılaşır.

Aynı oyuncağı isteyen iki çocuk olabilir. Bir çocuk oyunun bitmesini istemeyebilir. Başka biri arkadaşının beden sınırını fark etmekte zorlanabilir. Öğretmenin görevi bütün itirazları ortadan kaldırmak değildir.

Nova’da çocuğun duygusu ile davranışı birbirinden ayrılarak ele alınır.

Çocuk kızabilir, istemediğini söyleyebilir, ağlayabilir veya bir süre geri çekilebilir. Fakat kendisine, başka bir çocuğa veya ortama zarar veren davranışlara izin verilmez.

Öğretmen:

“Öfkelenebilirsin. Arkadaşına vurmanıza izin vermeyeceğim.”

diyebilir.

Burada amaç çocuğu hızla susturmak değildir. Güvenliği korurken çocuğun duygusunun ilişki içinde kalabileceğini göstermektir.

Sınırın ardından öğretmenin çocuğa yakın kalabilmesi önemlidir. Çocuk sakinleştiğinde ne yaşandığı birlikte düşünülebilir. Gerektiğinde başka davranış yolları tekrar tekrar çalışılır.

Bu yaklaşım cezasız ve sınırsız bir ortam anlamına gelmez. Yetişkinin sorumluluğunu ödül, korkutma veya utandırma üzerinden değil; açıklık, tekrar, ilişki ve güvenli çerçeve üzerinden kurması anlamına gelir.

Sınır Koyarken Hissettiğiniz Suçluluk Ne Zaman Daha Yakından Düşünülmeli?

Suçluluk duygusu şu durumlarda ebeveynin yaşamını ve kararlarını belirgin biçimde zorlaştırabilir:

  • Çocuğunuzun her üzüntüsünü kendi başarısızlığınız olarak görüyorsanız,
  • Gerekli olduğunu bildiğiniz hiçbir sınırı sürdüremiyorsanız,
  • Hayır dedikten sonra yoğun kaygı, panik veya kendinden nefret yaşanıyorsa,
  • Kendi ihtiyaçlarınızı ifade ettiğinizde dayanılmaz suçluluk oluşuyorsa,
  • Önce aşırı izin verip ardından sık sık kontrolünüzü kaybediyorsanız,
  • Eşiniz veya diğer bakım verenle sürekli iyi ve kötü ebeveyn rollerine bölünüyorsanız,
  • Kendi çocukluk deneyimleriniz bugünkü sınır anlarında yoğun biçimde canlanıyorsa.

Bu durumlarda amaç daha sert olmayı öğrenmek değildir. Suçluluğun hangi korku, inanç veya geçmiş deneyimle ilişkili olduğunu anlayabilmek için psikolojik destek yararlı olabilir.

Sonuç: Çocuğunuzun Hayal Kırıklığına Dayanmak da Bakımın Bir Parçasıdır

Sınır koyarken suçluluk, çoğu zaman ebeveynin çocuğuna zarar vermek istememesinden doğar. Bu niyet değerlidir.

Fakat çocuğu korumak, onun hiçbir zaman üzülmemesini sağlamak değildir.

Çocuk bazen istediği gerçekleşmediği için ağlayacaktır. Ebeveyne öfkelenecek, sınırı yeniden deneyecek ve o anda sınırdan memnun olmayacaktır.

Yetişkinin görevi çocuğun bütün rahatsızlığını ortadan kaldırmak değil; hangi rahatsızlığın yaşamın doğal bir parçası, hangi davranışın ise gerçekten zarar verici olduğunu ayırt edebilmektir.

Sağlıklı sınır şu iki cümleyi birlikte taşıyabilir:

“Üzülmene yer var.”

“Kararım yine de değişmiyor.”

Çocuğun duygusuna alan açmak ile yetişkin sorumluluğunu bırakmamak birbirine zıt değildir.

Bazen çocuğa verilen en güvenilir cevap, onu hemen mutlu eden cevap değildir. İlişkiyi kaybetmeden söylenebilen ve suçluluk duyulsa bile korunabilen sakin bir “hayır” da bakımın bir parçasıdır.


Sık Sorulan Sorular

Sınır koyduktan sonra suçluluk hissetmem yanlış davrandığım anlamına gelir mi?

Hayır. Önce sınırın gerekli ve yaşa uygun olup olmadığını değerlendirin. Çocuğu aşağılamadıysanız, korkutmadıysanız ve sınır güvenliği ya da ortak yaşamı koruyorsa suçluluğunuz çocuğun hayal kırıklığına tanıklık etmekte zorlandığınızı gösterebilir.

Çocuğum ağlarken kararımı değiştirmemeli miyim?

Her koşulda karar değiştirmemek katılık olur. Gereksiz, uygulanamaz veya yanlış bir karar verdiğinizi fark ettiyseniz değiştirebilirsiniz. Ancak yalnızca çocuğun ağlamasını durdurmak için gerekli bir sınırı sürekli geri çekmek, sınırı belirsizleştirebilir.

Özür dilemek ebeveyn otoritesini azaltır mı?

Hayır. Sert konuştuğunuz veya haksız davrandığınız için özür dilemek, sınırın kendisini geçersiz kılmaz. “Kararım gerekliydi ama sana bağırmam doğru değildi” denebilir.

Çocuğa hayır dedikten sonra sarılmak taviz vermek midir?

Hayır. Çocuk yakınlık istiyorsa sarılabilir ve aynı anda sınırı koruyabilirsiniz. “Sana sarılabilirim ama ekranı yeniden açmayacağım” cümlesi bu iki alanı ayırır.

Anne ve babadan biri sınır koyarken diğeri suçluluk duyup geri çekiyorsa ne yapılmalı?

Çocuğun yanında birbirini geçersiz kılmak yerine temel kurallar daha sakin bir zamanda konuşulmalıdır. Bütün ayrıntılarda aynı davranmak gerekmez; fakat güvenlik, vurma, ekran veya uyku gibi tekrar eden başlıklarda ortak bir çerçeve kurulması çocuğun ne bekleyeceğini anlamasını kolaylaştırır.


Kaynakça

  1. Shalev, I. ve diğerleri. (2023). Parental Guilt and Children’s Internalizing and Externalizing Problems: The Moderating Role of Parental Reflective Functioning. Çalışma, ebeveyn suçluluğunun farklı boyutları ile ebeveynin çocuğun zihinsel durumunu düşünebilme kapasitesi arasındaki ilişkiyi ele almaktadır.
  2. Sirois, F. M., Bogels, S. ve Emerson, L. M. (2019). Self-compassion Improves Parental Well-being in Response to Challenging Parenting Events. The Journal of Psychology, 153(3), 327–341.
  3. Sege, R. D. ve Siegel, B. S. (2018). Effective Discipline to Raise Healthy Children. Pediatrics, 142(6), e20183112. DOI: 10.1542/peds.2018-3112.
  4. Center on the Developing Child at Harvard University. Serve and Return: Back-and-Forth Exchanges. Duyarlı ve karşılıklı yetişkin–çocuk ilişkilerinin erken gelişimdeki yerini açıklamaktadır.
  5. National Association for the Education of Young Childrenhttps://www.naeyc.org/. (2020). Developmentally Appropriate Practice: A Position Statement. Çocuğun yaşı, bireysel özellikleri ve gelişim bağlamının birlikte değerlendirilmesini savunmaktadır.
  6. Li, W. ve diğerleri. (2024). Development and Validation of the Parental Guilt and Shame Proneness Scale. Ebeveynlikte suçluluk ve utanç deneyimlerinin birbirinden ayrılarak değerlendirilmesine yönelik bir ölçüm çalışmasıdır.